NAMIMIZ GÖKLERDE DALGALANAN BİR SANCAK, ALLAHIN HUZURUNDA EĞİLİRİZ BİZ ANCAK.
 
ÜLKÜCÜ
Bize ulaşın: gebzeulkuotagi@mynet.com  
  Ana Sayfa
  Ülkücü Yemini
  Başbuğ'un Hayatı
  Başbuğun 12 Eylül Savunması
  Başbuğ'un Özlü Sözleri
  Türk İslam Ülküsü
  Türkler ve İslamiyet
  Dini
  Osmanlı İmparatoluğu
  Ülkücülüğün Temel Esasları
  Ülkücü Şehitler
  MHP Yayınları Arşivi
  Türk Milliyetçiliğinin Partileşme Süreci
  Kızıl Elma
  Turan
  Dede Korkut Hikayeleri
  Boykot
  Yılbaşı ve Noelbaba
  Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)
  Türk ve İslam Büyüklerinden Hazır Cevaplar
  4. Muratın Rüyası
  Tarihten Altın Nasihatlar
  Özlü Sözler
  Bir Türkünün Anlamı
  Ülkücü Şiir ve Yazılar
  Ülkücü Sanatçılar ve Müzikler
  PKK Gerçeği
  Fotoğraflar
  3 Boyutlu Resimler
  Resimler
  Duvar Kağıtları
  YouTube Videolarım
  Videolar
  Film Seyret
  YENİÇAĞ ve ATA Tv. Canlı Seyret
  Gazete ve Son Dakika Haberleri
  Nostalji Mp3 Dinle
  Dost ve Gerekli Siteler
  İletişim, Mesaj Gönderin
  Sayaç
  Site Ziyaret Durumu
  Türkiye Hava Durumu
  Diğer Siteden Görüntüler
  Ziyaretşi defteri
Bize ulaşın: gebzeulkuotagi@mynet.com
siteyi 35504 ziyaretçiziyaret etti.
Ülkücü Şiir ve Yazılar

 
 

Firar Geceleri…

Kaçardık pencereden bazı geceler.

Gündüz yavuklumuzun yanına gideceğiz diye, özene bezene cilaladığımız çizmelerimizi kirletmenin zevkini tadarak bir başka gezerdik yurttan kaçtığımız firar gecelerinde.
Gözlerimiz ışıl ışıl, delikanlıca…

Kaçardık pencereden bazı geceler.

Bekçiye gözükmeden. Sessizliği kıskandıracak kadar sessizce, ama bir o kadar da erkekçe.

Aramızda topladığımız son harçlıklarımızla fırından yeni çıkmış sıcacık ekmek alır, koşar adım dönerdik yurda, gizlice…

Kaçardık pencereden bazı geceler.

Maksat yeşillik olsun, iş olsun, muhabbet olsun diye. Gömleksiz gravat takar, altına da şalvar giyer gezerdik. İsyan karası firar gecelerinde sevda türküleri söyler, şiirler yazardık sevgiliye, sevgiliye…

Kaçardık pencereden bazı geceler.

Sevdalıydık. Kındaki kılıç,beldeki hançer, duvardaki mavzer kadar sevdalıydık. Heee… Kimine göre de deli. Ama bilmiyorlardı ki; hepimiz birer sevgi militanı, hepimiz birer gül dalıydık…

Kaçardık, kaçardık pencereden bazı geceler.

Eğer evden paramız yeni gelmişse, bir tek sigarayı. bir tek sigarayı üç beş arkadaş paylaştığımız nikotinsiz gecelere inat, sigara tazeler sabahlardık. Bazen terminalde, bazen garda.

Sabah ezanının hemen sonrasında günün ilk ışıklarıyla birlikte gelirdi meram ekspres. Gözleri uykudan kanlanmış yolcularla dolardı, gar kahvesi ve simitçinin önü. Bizler yerimizde duramaz, sabırsızlıkla beklerdik trenin hareket düdüğünü.

Az sonra hantal lokomotif homurdanır, ihtiyar raylar gıcırdarken; bizler, yüzümüzde o muzip öğrenci gülümsemesi, el sallardık kimsesiz yolculara; belki, belki hayra gireriz diye…

Kaçardık pencereden bazı geceler.

Dertleşmek için. Kimi yapamadığından, kimi utanıp sıkıldığından, kimi de anlatma ihtiyacı hissetmediğinden anlatmazdı belki ama, kim ne derse desin en güzel sevdaları biz hep o dönemlerde yaşadık.

Kerem ile Aslı’yı, Ferhat ile Şirin’i, Leyla ile Mecnun’u, Madam Bovari’yi, Doktor Jivago’yu ve hatta, ve hatta Şekspir’in Romeo ile Juliet’ini kendi sevdalarının küçüklüğünden şüpheye düşürecek o koca, koca aşkları biz çaktık kız yurdunun önündeki kaldırımlara, biz kazıdık bekâr odalarımızın duvarlarına.

Lakin, lakin biz sevdiklerimizi saman alevi aşklarla aldatmadık.Ne bir öğrenci bunalımında Tomsin’in ara sokaklarına terk edip kaçtık onları, ne de sattık Beyoğlu’na.

Allah’ın emri, Peygamber’in kavli dedik, istedik. Vermezlerse, vermezlerse; “Bozkır töresidir, Kür-Şad’ın torunları kendisine yar olmayanı ele yar etmez” dedik. Pusatlandık bir firar gecesi, aldık götürdük onları. Helâlimiz, helâlimiz namusumuz oldular…

 

YETER ULAN
 

Ne Ahmet Kaya dinledik kur yapmak için sosyetik hatunlara
Ne de Zülfü Livaneli,
AHMET YILMAZ dinledik Firar Gecelerinde ,
Bir de AŞIK SEFAİ,

Ne adam resmi çizdik kimsesiz mitinglerde havlayan,
Ne de komo resmi yaptık sol elini kaldırıp şerefsizce soluyan.

İbret olsun diye üç hilal kazıdık sıramızı kaplayan,
Bir de Bozkurt çizdik,
Beyaz karlar üzerinde semaya uluyan.

Ne PKK bayrağı sakladık çantamızın gözünde,
Ne de AYYILDIZ indirdik şerefsiz mitinglerde.
Bir tek bayrağımız var onu indiren P..ler nerde
Gereken yapılacak ülkücüler her yerde.

Hesap sırası bizde şehit olmak çok yakın,

YETER ULAN ÇAKALLAR AYAĞINIZI DENK ALIN...


 
HAZIR OLUN BOZKURTLAR
 
 
LEKE

Namus lekesi değil alnımda gördüğünüz,
Vurulmuşum, vurulmuş düşmüşüm güpe gündüz.
Şakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür,
Namert sürünmektense, erkekçe ölüşümdür.
Şaşırmayın, korkmayın, ürkmeyin ey yiğitler,
Bakın etrafımızı nasıl sarıyor kızıl itler!
Zaten faydası yoktur korkaklığın ecele,
Yaşamak hakkın lakin istiklalinle bile.
İhtirama zaman yok, merasime ne hacet?
Size düşen daha çok vazifeler var. Evet...
Evet!.. Böyle sürerse bu eşkiya kanunu,
Müebbet felakettir milletimin sonu.
Size selâm gönderdi kırk yiğidiyle KÜRŞAD
Sizden haber bekliyor yüz milyon; imdat! imdat!
Hala tevekkülde mi kararlısın yoksa?
Sükut neyi halleder, yaran oyuk oyuksa?
Tevekkül Allah'adır zillete katlanılmaz!
Ya hayat ya ölüm! Bunun ötesi olmaz.
Namus lekesi değil alnımdaki bu leke,
Asırlardır karşıma çıkmazken tek teke
Önümüzde dalkavukluk, meddahlık edenleri,
Şimdi iyi tanı, gör neymiş hünerleri...
Mütefekkirler echel, realistler yalancı,
Hayret! Dünkü yabancı, bugün bu handa hancı...
Dağdan bağa inenler, yoluma kül döküyor
Benim ayak izlerim taşralı gözüküyor
Farkına yeni vardım, suçluymuşum ben meğer
Otağımda cellatlar... Kaçmak!.. Bu neye değer!
Ne papyon kravatlı, ne rugan papuçluyum
Halisane Türk'üm ben, onun için suçluyum.
Suçluyum, hainleri gözlerinden tanırım ben.
Bir intizar dinlerim şu toprağın kalbinden.
O ses der ki: -Ey oğul, yazıklar olsun sana!
Mezarımı kirleten, şu mahluka baksana!
Baktım gafiller düşmüş hainlerin peşine
Dedim Bozkurtların yurdunda, çakalların işi ne?
Fırlamışım yayımdan, ok hedefi mutlaka bulur
Son kale, son akında, ancak böyle kurtulur.
Namus lekesi değil, kurşun yarasıdır O.
Asrın adaletine, bir yüz karasıdır bu!
Arz-ı endam etsinler... Mütebessim, mutantan.
Sonra da sulh severiz, deyiversinler YALAN
Yalandır ne söyleseler, beşeriyyet namına,
Hanumanlar yıkılır, bu şer'riyet namına.
Adi cinayetlerle küllenir asıl yara
Can yakar, göz yaşarır, alır yürür bu sara
Sokaktan okullara, okuldan minareye
Bu kıvılcım saçarken bekçiler uyur, niye?
Kimdir bu uyanıklar, niçin uyur uyuyan?
Beş kıt'a birbirine dokunur zaman zaman
Bayraklar indirilir, paçavralar sallanır
İşte bu kızıl itler, bu sayede yollanır.
İnsan denmez bir avuç yal için sürünene
İnsan denmez sesimden ürküp, dev görünene
İnsan denmez iltifat, iltizam edenlere
İnsan denmez yenilen ve önde gidenlere
İnsan denmez gözyaşı döküp, ter dökmeyene
İnsan denmez hedefi görüp diz çökmeyene
Ben şüheda nesliyim, başkaya varmaz dilim
Belki mağdurum ama, asla meyus değilim.
Gökbayrak Albayrağa bir gün çizerken ufuk
O büyük kurtuluşa yürürken çoluk çocuk
Bu nefes bu bedeni terkedip de gitsede
Ruhum at koşturacak, o büyük hengamede.
Namus lekesi değil, artık bilinmeli bu!
Asıl leke bellidir, kökten silinmeli bu!
Bir isyan cinnet gibi, bir günkü kâbus gibi
Karşımda tomsonlular, yunan gibi rus gibi
Ey gönüllü bayraktar, ey devşirme dölleri!
İleri, biraz daha, biraz daha ileri.
İhanet oyununda, peşrev çekenler bu kez
Bilsinler ki bu toprak, hainleri hiç sevmez!
Bugün sabreyleyenler, bir gün bezecekler
Tutup başlarını, taşlarla ezecekler.
Atalarımız bize, böyle ferman buyurdu
Ey ecdat sevgisiyle taşan kahraman ordu
Bu hakimler veremez, hükmünü bu celsenin
Hazır olun Bozkurtlar! Hüküm sırası sizin!
İT GİBİ YAŞAMAK, YADA KURT GİBİ ÖLMEK
 
Ve artık iki seçenek vardı.
İt gibi yaşamak, ya da Kurt gibi ölmek.

Anadolu yaylasını kasıp kavuran,
Tipi ve fırtınalı kış kan donduruyordu.
Kar her yıl olduğu gibi yağmış,
Anadolu yaylasının nedide güzelliği,
Bereketi ve cömertliğiyle beraber,
Çirkinliklerini, iğrençliklerinide kapatmıştı.
Avlanmak neredeyse imkansızlaşmış,
Açlıktan ölmek kaçınılmaz olmuştu.
Açlıktan ölen ceylan leşlerine tünemek,
Sırtlanların, Çaylakların, Kuzgunların,
Akbabaların ve kargaların işiydi.
Ucunda açlıktan ölmek bile olsa,
Kurtluğun töresinde leşe tünemek yoktu.
Ve artık iki seçenek vardı.
İt gibi yaşamak, ya da Kurt gibi ölmek.

Ya köylere veya şehirlere inilecek,
Bir kapının önüne
Yahut bir sürüye bekçi olunacak,
Sahibinin gel demesiyle gelinecek,
Git demesiyle gidilecek,
Yatıp yuvarlanıp, kuyruk sallayıp,
Şaklabanlık yapılacaktı karın tokluğuna
Ya da Anadolunun sert ve amansız kışında,
Şereflice Kurt gibi ölünecekti.
Yani iki seçenek vardı,
İt gibi yaşamak yada Kurt gibi ölmek.

Açlıktan karınları sırtlarına yapışmış olarak,
Taşlara sürtünen kurtlar şehre bakıyorlardı.
Şehrin karanlığını delen ışıklara dalmış, düşünüyorlardı.
Ayılar kıvırmayı iyi bildiklerinden,
Burunlarına takılan halkayla sokaklarda kıvırıyor,
Maymunlar sirklere doluşmuş,
İyi bildikleri şebeklikleri yapıyor,
Eşekler yine eşekliklerinde,
Atlar altından kalkılmaz yüklere katlanıyor,
Görünüşüyle kaleleri andıran filler,
Sirklerin, eğlencelerin vazgeçilmezi olmuş,
Kartallar çoktan özgürlüklerinden vazgeçip,
Bir avuç darıya kafesi kabullenmişti.
Amansız ve sert geçen kış,
Âleme çok şanş tanımıyordu.
Ve artık,iki seçenek kalmıştı
İt gibi yaşamak, yada kurt gibi ölmek.

Kendine kral denilen ve şimdi,
Karın tokluğuna kafeste kedi olmuş aslanın yokluğunda,
Çakallar dağların hakimiyetini ele geçirip,
Kendi krallıklarını ilan etme amacında,
Tilkiler kurnazlıkla bir pay kapabilme derdinde,
Sırtlanlar sinsice çakalların peşindeydiler.
Fakat bilmedikleri bir şey vardı.
“Kurtların olduğu yerde çakallar barınamaz.”
Kurtlar hâlâ Anadolu yaylasının,
Bağımsızlıklarından vaz geçmeyen tek varlıklarıydı.
Açlıktan karınları sırtlarına yapışmış
Soğuk iliklerine işliyordu.
Seçenekler belli idi.
İt gibi yaşamak ya da Kurt gibi ölmek.

Kurtlar konseyi toplanmıştı,
Bir karara varılmalıydı.
Ya it gibi yaşamaya razı olunacak,
Ya da Kurt gibi ölünecekti.
Ergenekondan çıkıştaki Börtecine şânı,
Ötügenin Bozkurt töresi,
Binlerce yıldır süregelen bağımsızlık,
Anadolu yaylasındaki özgürlük, hükümdarlık
Bir parça et ile buta değişilemezdi.
Yapılacak şey basitti, seçenek seçilmişti.
KURT GİBİ ÖLÜNECEK.

Alıntı (Ahmet Şahin POLAT)

Kahramanlık Türküsü


Şanlı kitap önderimiz kılındı,
İman sancak gönderimiz kılındı,
İklim'i Rum minderiniz kılındı,
Ol mindere kavi diz verilmeli,

Barak Baba,Sarı Saltuk orada,
Hacı Bektaş Veli, Taptuk orada,
Bir mübarek Vatan yaptık orada,
Bir can dilerse bin verilmeli,

Töre, nizam, yol, yordam her kula
Ulus, erkan, edep, erdem her kula,
Yirmidört saatte her dem, her kula,
Allah'ın buyruğu uz verilmeli,

İnatla girmeyin soy sop faslına,
Kurtsa kurt, itse it, döner aslına,
Rum ülkelerinde Oğuz'un nesline,
Peygamber kavlince öz verilmeli,

İçinde olanlar bir nebze iman,
Gönlünü mazluma eder süt liman,
Halkı ayırmadan kafir müslüman,
Açsa aş, açıksa bez verilmeli,

Bu kılıçlar İl'ler feth'i içindir,
Bu kitaplar diller feth'i içindir,
Türküler gönüller feth'i içindir,
Cümle ozanlara saz verilmeli,

Kartal yuvasıdır Söğüt'te burçlar,
Devlet'in zırhıdır sınırda uçlar,
Gazi Osman'lara yağlı kılıçlar,
Yunus Emre'lere söz verilmeli,

 

Osmanlı Padişahları  
 
www.dostyurdu.com

 
Reklam  
   
Takvim Saat  
   
SON DAKİKA  
   
Kaç Kişi Sitede  
   
Hava Durumu