NAMIMIZ GÖKLERDE DALGALANAN BİR SANCAK, ALLAHIN HUZURUNDA EĞİLİRİZ BİZ ANCAK.
 
ÜLKÜCÜ
Bize ulaşın: gebzeulkuotagi@mynet.com  
  Ana Sayfa
  Ülkücü Yemini
  Başbuğ'un Hayatı
  Başbuğun 12 Eylül Savunması
  Başbuğ'un Özlü Sözleri
  Türk İslam Ülküsü
  Türkler ve İslamiyet
  Dini
  Osmanlı İmparatoluğu
  Ülkücülüğün Temel Esasları
  Ülkücü Şehitler
  MHP Yayınları Arşivi
  Türk Milliyetçiliğinin Partileşme Süreci
  Kızıl Elma
  Turan
  Dede Korkut Hikayeleri
  Boykot
  Yılbaşı ve Noelbaba
  Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)
  Türk ve İslam Büyüklerinden Hazır Cevaplar
  4. Muratın Rüyası
  Tarihten Altın Nasihatlar
  Özlü Sözler
  Bir Türkünün Anlamı
  Ülkücü Şiir ve Yazılar
  Ülkücü Sanatçılar ve Müzikler
  PKK Gerçeği
  Fotoğraflar
  3 Boyutlu Resimler
  Resimler
  Duvar Kağıtları
  YouTube Videolarım
  Videolar
  Film Seyret
  YENİÇAĞ ve ATA Tv. Canlı Seyret
  Gazete ve Son Dakika Haberleri
  Nostalji Mp3 Dinle
  Dost ve Gerekli Siteler
  İletişim, Mesaj Gönderin
  Sayaç
  Site Ziyaret Durumu
  Türkiye Hava Durumu
  Diğer Siteden Görüntüler
  Ziyaretşi defteri
Bize ulaşın: gebzeulkuotagi@mynet.com
siteyi 59828 ziyaretçiziyaret etti.
Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: 

"Sevginin sadece sözünü 
edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim 
demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları 
çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. 
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş 
kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların 
ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki 
demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun 
geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. 
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. 
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım 
yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar 
gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun
boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak
içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar
sofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini 
görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de
doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da
unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.
 


Harun Reşid :
Harun Reşid Bağdadın dışındaki bahçeleri gezerken, ihtiyar bir adamın hurma fidanı diktiğini görür,yanına gider ve sorar:
-Ey ihtiyar! Hurma ağacı kırk senede meyve verir. Sen ise yaşlısın. Meyvesini yiyemiyeceğin ağacı dikipde ne yapacaksın? İhtiyar cevap verir:
-Daha önce gördüğünüz bu ağaçları sırf bizim için dikmişlerdi. Bende bunu kendim için değil,benden sonrakiler için dikiyorum.                                                                                                  
Bu cevap Harun Reşid'in hoşuna gider ve yaşlı adama ihsanda bulunur. Adam verilen parayı aldıktan sonra,eliyle sakalını sıvazlar ve "Allah'a şükür " der. Harun Reşid:"Niçin şükrediyorsun" diye sorduğunda adam şu cevabı verir:                                                                                              
-Herkes diktiği ağacın meyvesini kırk senede alır,oysa ben bugün diktiğim ağacın yemişini bugün alıyorum. Nasıl şükretmem?
Harun tekrar ihsanda bulunur. Adam bir kere daha şükrettikten sonra konuşmasını şöyle sürdürür: -Bu defaki şükredişimin sebebide şudur;başkalrı ağaçlarının ürününü yılda bir kere alırken ben bir günde iki kere alıyorum. 
Osman Efendi:
Osman Efendi bir sabah müthiş bir başağrısıyla uyanır.
İlaç alır geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, 
gider. Lakin Osman Efendi’nin başağrısı artarak sürer.
Üstüne üstlük basagrisi yani sıra gözleri de yaşarmaya baslar.
Başka doktorlar çağrılır... Osman Efendi Uşak’ın ileri 
gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.
Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de 
bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, basagrisindan geceleri 
uyuyamayan Osman Efendi'yi İstanbul’a götürmeye karar verirler. 
İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin 
tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa 
Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlasan 
basagrisi ve gözyaşları hayati çekilmez hale getirmiştir.
Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da 
apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre 
moda, Zurih’e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca 
profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
Sonuç:
Osman Efendi'ye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman
Efendi'ye ağrı kesici iğneler verilir, altmışlarını suren adamın 
ülkesine donup "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini -evinde- 
geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" 
denilir, Uşak’a donulur. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır 
ve ağrı kesici iğnelerle olumu beklemeye baslar. 
Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi'nin eski berberi
Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendi'yi tıraş 
ederken, adamcağız derdini anlatır ve olumu beklediğini söyler. 
Berber Mehmet bir an düşünür. ?Beyim? der, ?Sakin sizin burnunuzda kıl
"dönmüş olmasın" Bir bakar, Hah iste der "Kıl dönmüş." Osman Efendi'nin 
şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı 
çeker. Ev halkı Osman Efendi'nin koyu ayağa kaldıran çığlığıyla odaya 
koşar. Berber Mehmet, Osman Efendi'nin elinden zor alınır ve cımbızın 
ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
Osman Efendi'nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar
koklatılır ve yaslı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman 
Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması 
geçmiştir. Basagrisindan ise eser kalmamıştır. Donen kilin sinire yürüyüp 
gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o 
zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına 
gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır 
ve ona bir servet bağışlar.



.


Osmanlı Padişahları  
 
www.dostyurdu.com

 
Reklam  
   
Takvim Saat  
   
SON DAKİKA  
   
Kaç Kişi Sitede  
   
Hava Durumu